SALT’ın göz ardı etmediği konu: İletişim

Kültür sektöründe ön plana çıkmayan, genelde göz ardı edilen, hatta birçok kurum ve platformda bütçe, insan kaynağı ve destek mekanizmaları ile zar zor ayakta kalan başlıklar vardır. Bunların başında ise “iletişim” gelir. Birçok kültür kurumu iletişime gereken insan kaynağını ve bütçeyi ayırmaz ve bütün bu süreçte iletişim bazen başıboş bırakılır, bazense birilerinin günlük rutini arasında sıkışır. Bu durum, Türkiye’de de pek farklı değil. Hâlen birçok kültür kurumunun iletişim ekipleri ya yok ya da çok az kişi, iletişim bütçeleri yok veya sadece sponsorluklarla ilerliyor. Bu noktada da ortaya doğru ve etkili iletişimle desteklenmediği için yeterli ilgiyi görmeyen etkinlikler ve platformlar çıkıyor.

Açıldığı günden bu yana Türkiye’deki kültür-sanat dünyasında sergilediği “aykırı” duruşu “iletişim” konusunda da devam ettiren SALT ise bu alanda yapılmayanı yapıyor, söylenmeyeni söylüyor, yeni fikirler sunuyor, deniyor, yanılıyor, denemekten ve yanılmaktan korkmuyor, yeni işler üretmekten ve farklı yöntemlere başvurmaktan çekinmiyor. Ve bütün bunlar, kurumun birlikte işleyen iki temel birimi İletişim ve Yönetim ile Araştırma ve Programlar tarafından birlikte hayata geçiriliyor.

SALT’ın bir süredir devam eden bu “aykırı” ama doğru, etkili ve başarılı iletişimi sektördeki birçok kişi ve kurumun dikkatini çekiyor. Özellikle 5 Eylül – 16 Kasım 2014 tarihleri arasında SALT Beyoğlu’nda gerçekleşen Yazlık: Şehirlinin Kolonisi, 3 Eylül – 29 Kasım 2015 tarihleri arasında SALT Beyoğlu ve SALT Galata’da düzenlenen Nerden Geldik Buraya ve 6 Eylül – 13 Kasım 2016 tarihleri arasında SALT Galata’da düzenlenen Tek ve Çok sergileri için oluşturulan iletişim stratejileri ve bu bağlamda düzenlenen iletişim ve pazarlama kampanyaları, bu konunun arkasında uzun ve temelleri sağlam bir düşünce sistemi ve bu konuya gerektiği önemi veren bir ekip olduğunu gösteriyor. SALT İletişim ve Yönetim ekibi tarafından Daniska ile hazırlanan bu iletişim kampanyaları hem stratejik yaklaşımları hem de uygulamaları ile üzerinde durulması ve incelenmesi gereken işler.

2014 yılında müstakil evlerden sitelere, Türkiye kıyılarındaki yazlık ortamına dair detaylı bir araştırma sunan Yazlık: Şehirlinin Kolonisi sergisi için hazırlanan iletişim kampanyasında yer alan “-Sergi çok güzel gelsene” başlığı nokta atışı olarak nitelendirilebilir. Bu sergi için seçilen kampanya başlığı hem içerik hem de zaman olarak tam da anın ruhunu yakalıyordu, ve bu yüzden başarılıydı. Bu kampanyanın yer aldığı metro, metro durakları, raket, otobüs durakları gibi kamusal alanlar ise yine bu stratejinin bir parçasıydı. İstanbul’da birçok kişinin hayatına değen “yazlık” kavramını bu şekilde kamusal alanlara taşıyarak göstermek gerekli olduğu kadar önemliydi de.

12 Eylül darbesinden sonra ortaya çıkan toplumsal hareketler ve popüler kültür ögeleri üzerinden Türkiye’nin yakın geçmişini irdeleyen Nerden geldik buraya sergisi, sergiye adını veren başlık ile doğrudan en etkili iletişimi yapıyordu. İstanbul’u merkeze alan sergi, bu süreci reklam filmi, dergi, fotoğraf, video gibi arşiv materyalleri ve sinemadan örneklerle değerlendiriyordu. Tüm bu süreçte, serginin iletişimi yapılırken serginin izleyicilere sorduğu soruyu ön plana çıkarmak amaçlanmıştı. Bunu yaparken ne 80’lerin altını bağırarak çizmek, ne de sergide izleyicinin doğrudan karşılaşacağı içerik ve imgeleri sunmak gerekiyordu.

 

SALT’ın 1955’ten 1995’e Türkiye’de üretim ortamını 80’li yıllarda dolaşımda olan nesneler aracılığıyla incelediği yeni sergisi Tek ve Çok ise söz konusu tarihi, 80’lerin otomotiv, beyaz eşya, mobilya, oyuncak, kırtasiye, giyim, tekstil, gıda, züccaciye ve temizlik endüstrilerinden seçili nesne ve bağımsız hikâyelerini bir araya getirerek inceliyor. Ayrıca, sanat ve moda ortamından alıntılarla bu yeni dalgalanmanın kültür ekonomisindeki etkilerini örneklendiriyor.

Tek ve Çok sergisi için hazırlanan iletişim çalışmaları da sergide yer alan bu çeşitli endüstrilerden örneklerin hikayeye dahil olması ve sergi etrafında yapılandırılan “özgün kopyalar” kavramını içine alan bir yaklaşım ile kurgulanıyor. Sergideki nesnelerin ve üretim hikayelerinin katmanlı anlatımı ve sergi ismi, tasarımlarda sergide yer alan nesnelerin üst üste tekrarlanmasıyla vurgulanıyor. Sergideki “özgün kopyalar” kavramını daha gerçek ve anlaşılır kılmak için ise, tasarımların arka fonunda kağıt doku kullanılıyor.

Hazırlanan görsel iletişim materyallerinde yer alan çaydanlık, sandalye, terlik gibi nesneler sergideki üretim ortamına bir gönderme yaparken, arka fonda kullanılan katmanlı kağıt dokusu ise “özgün kopya” kavramını destekliyor. Bu görsel iletişim materyalleri açıkhava, sinema, TV, radyo, gazete ve dergilerin bulunduğu konvansiyonel mecralarda farklı şekillerde yer alıyor. Ayrıca farklı dijital mecralarda da bu kullanımları görmek mümkün.

Sosyal medyada ise, daha sergi açılmadan oldukça ilgi gören ve büyük bir etkileşim yaratan, SALT Araştırma ve Programlar ekibi tarafından hazırlanan içerikler ve bu içerikler için Emirhan Altuner tarafından hazırlanan farklı görseller kullanıldı. Sergide yer alan “Kopya Masası” ziyaretçilere 1955’ten 1995’e kadar olan dönemde Türkiye’deki standart bir aile evinde görülmesi mümkün olan, ziyaretçilerin hafızalarını, anılarını tetikleyecek, bazense yüzlerinde bir gülümseme yaratacak nesneler sunuyor. Bu nesnelerden bazıları olan “baba/damat terliği”, “musluk hortumu”, “paralel telefon”, “radyatör üstü mermer” bizi çocukluk anılarımıza götürmeye yetiyor. Bu noktada altı çizilmesi gereken şey, SALT’ın hem Tek ve Çok sergisinde yer alan “Kopya Masası” ile ziyaretçileri “özgün kopyalar” kavramına entegre edebilmesi, onları serginin temeli olan “üretim” kavramına dahil edebilmesi, hem de bu kopya masasındaki nesnelerin sergi açılmadan önce sergi için etkileşim yaratacak birer iletişim unsuru haline getirmesi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

SALT Araştırma ve Programlar’dan Meriç Öner geçtiğimiz günlerde Kültigin Kağan Akbulut ile Gazete Duvar için yaptığı röportajda Tek ve Çok sergisi için sosyal medyada kullanılan bu çizimlerle ilgili şu ifadeleri kullanıyor: “Çizimler o dünyayı bizim keşfetmemize yarayan, insanların da ona bakarak pozisyon almasını sağlayabilecek, bizim ürettiğimiz tek şey. Bu nedenle onları kullanmak kritikti. Fotografik temsiliyet çok zor bir şey. İletişim malzemesi olarak çok etrafta dolaştığı için detayı görmenizi engelliyor.”

Serginin ne olduğunu ve dayandığı temelleri anlatan görsel iletişim malzemeleri, bu malzemelerin farklı mecralarda farklı şekillerde kullanımı bizi sergiye gittiğimizde nelerle karşılaşacağımızı ve onlara nasıl yaklaşabileceğimizi gösterirken, etkileşim ve hikaye odaklı sosyal medya mecrası için üretilen çizimler ve metinler ise sergiyle doğrudan bir etkileşim kurmamızı, kendimizi ve o dönemde üretilen diğer nesneleri hikayenin içinde birlikte düşünmemizi sağlıyor.

Buradan baktığımızda SALT’ın hayata geçirdiği programlar ve düzenlediği sergiler için oluşturduğu iletişimin doğru ve kapsamlı bir stratejiye dayandığını ve odak noktalarının, hedef kitlelerinin, kullanılan her bir malzemenin bu strateji ile birlikte seçilerek oluşturulduğunu ve üretildiğini söyleyebiliriz. Bu da bizi, kültür sektöründe alışık olmadığımız bir özen, ihtiyaç duyduğumuz bir yaklaşım ve beklentilerimizi artıran bir yapı ile karşı karşıya bırakıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.