[Röportaj] Bige Örer (İstanbul Bienali)

Bu yıl 15. edisyonu ile 30. yaşını kutlayan İstanbul Bienali‘ni 2008 yılından beri İstanbul Bienali’nin direktörlüğünü yürüten Bige Örer ile konuştuk.

İstanbul Bienali’nin 30 yıllık tarihinden kesitler ile Bienal’in uluslararası bağları, küratöryel tercihleri ve Bige Örer’in diğer çalışmalarını konuşurken, İstanbul Bienali’nin 30. yılında emin adımlarla hem Türkiye’de hem dünyada geldiği yeri bir kez daha gördük.

  1. İstanbul Bienali bu yıl 15.’si ile 30. yılını dolduruyor. 1. Uluslararası İstanbul Çağdaş Sanat Sergileri’nden İstanbul Bienali’ne uzanan bu yolda Bienal’in küratöryel tercihleri ve kavramsal çerçeveleri her zaman çok konuşuldu. Bütün bunları bir güncel sanat yönetimine ve günümüzdeki güncel sanat sergisi kavramına bağladığında bu 30 yılı nasıl değerlendiriyorsun?

İstanbul Bienali başlangıcından bu yana uluslararası sanat dünyasının önde gelen isimlerinin küratörlüğünü üstlendiği sergileri şehre kazandırmanın mutluluğunu yaşadı. Bugün önemli müzelerde kilit rollerde gördüğümüz birçok küratörün ilk büyük sergileri arasında İstanbul Bienali’ni de sayabiliyoruz. Bu anlamda 30 yıldır süregelen bu sanat etkinliği risk almayı seven, yeniliklere kucak açan yapısıyla şehirle ve Türkiye’de yaşayan sanat izleyicisiyle özel bir ilişki kurmayı başarıyor. Sergiler gerek içerikleri gerek gelenekselin dışına sızan sunum biçimleriyle uluslararası sanat haritasının vazgeçilmezlerinden biri olurken bu ülkede yaşayanlar için de bir nevi okul rolü üstleniyor. İstanbul Bienali ile yetişen kuşakları, onların sanatla kurduğu ilişkiyi düşününce bu yapının sürekliliğinin önemini bir kez daha fark ediyorum. Bizler geleceği inşa ederken geçmişimizden güç alıyoruz, umuyorum gelecek kuşaklar için onlara umut verecek sergiler bırakıyoruz.

  1. İstanbul Bienali kapsamındaki sergiler ve sergi kapsamında düzenlenen panel, konferans ve atölye çalışmaları Bienal’in çokdisiplinli yapısını ortaya koyuyor. Fakat bu yapıya baktığımızda iki aya sıkışan bir program görüyoruz. İstanbul Bienali’nin İKSV’nin çokdisiplinli yapısı ve mevcut sanatsal programlama stratejisi ile yılın diğer aylarına yayılma gibi bir niyeti var mı?

Bienalin kamusal programında serginin temasıyla ilişki kuran etkinlikler yer alıyor, bu nedenle de izleyicileri bienal katılımcılarıyla, sanatçılarla, bienal çerçevesinde bir araya getiriyoruz. Durum böyle olunca da bu etkinliklerin sergilerle eş zamanlı düzenlenmesi anlamlı oluyor. Ancak 9. İstanbul Bienali’ndeki 9B Buluşmaları ya da 12. İstanbul Bienali’ndeki İstanbul’u Hatırlamak toplantılarında olduğu gibi sene içine yayılan etkinlikler düzenlediğimiz de oldu. Her edisyonun kendi kavramsal çerçevesi etrafında şekillenen kamusal programların yanı sıra bienal ekibi olarak ara yıllara yayılan etkinlikler düzenlemek üzerine de fikirlerimiz var.

  1. Bu yılın başında ArtAsiaPasific Almanak için değişken ve izole bir çevrede ayakta kalma stratejileri hakkında bir yazı kaleme aldın. Türkiye gibi her açıdan kaygan bir zemin ve değişken bir çevrede İstanbul Bienali’nin 30 yıldır gerçekleşiyor olması çok önemli. Bu noktada Bienal’in sürdürülebilir bir güncel sanat etkinliği olmak için ayakta kalma stratejileri neler?

Bienalin 30 senedir sürdürülebilir bir güncel sanat etkinliği olmasındaki en önemli unsur tabii ki İstanbul Kültür Sanat Vakfı gibi Türkiye’nin en köklü kültür kurumu tarafından düzenlenmesi.

Gücümüzü sanatçılardan ve sanat üretiminden aldığımızı düşünüyorum. En zor zamanlarda bile özellikle genç kuşaklara ilham vereceğini umduğumuz uluslararası bir sergiyi gerçekleştirme fikri, travmalarla başa çıkabilmek ve devam edebilmek için bizi ayakta tutuyor.

aylaklar_50x70_BASKI5

  1. Son dönemde İstanbul Bienali dışında birçok ulusal ve uluslararası serginin de koordinasyonu veya oluşmasında rol alıyorsun. Cansu Çakar’n “Çizgisel Aşkınlık” sergisi, İnci Furni ve Leyla Gediz’in “Kendi Kendine” başlıklı sergisi ve şimdi Cité des Arts sanatçılarının yer aldığı “Aylaklar” sergisi. Bu sergilerin bir ortak paydası var mı?

Birlikte düşünmekten, üretimlerini yakından takip etmekten büyük haz duyduğum, sanatsal pratiklerine gönülden inandığım ve yeni işlerinin oluşum sürecinde yanlarında olmak istediğim sanatçılar.

  1. Geçtiğimiz yıl IBA tarafından senin girişiminle hayata geçirilen “Bienaller Arası Değişim Programı” İstanbul Bienali ekibinden Özkan’ın Liverpool Bienali’ni ziyaretiyle başladı. Bu yıl da Liverpool Bienali’nden bir kişi İstanbul Bienali’ni ziyaret edecekti, bu ziyaret gerçekleşti mi? Bu değişim programı ile ilgili neler söyleyebilirsin?

Bienaller Arası Değişim Programı’nın uzantısı olarak Liverpool Bienali’nin eğitim küratörü Polly Brannan bu yıl bizim ekibimize katıldı. Kendisi 15. İstanbul Bienali’nin eğitim programı için özellikle gençlere odaklanan farklı deneyimlerini bir araya getireceği bir programı, Pera Müzesi Eğitim Bölümü işbirliğiyle hazırlıyor. Polly, geçtiğimiz yıl Liverpool Bienali’nin ardından Hindistan’da gerçekleşen Kochi-Muziris Bienali’nde de görev almıştı. Bu değişim programı bu alanda çalışan kişiler için yeni alanlar açarak uluslararası arenada doğrudan tecrübe paylaşımına imkân tanıyor, bu açıdan da çok faydalı olduğunu düşünüyorum.

  1. Geçtiğimiz yıl Whitechapel Gallery’nin davetiyle, araştırma yapma ve işbirliği kurmak üzere 3 ay Londra’da kaldın. Daha sonra yine İstanbul Bienali ekibinden Özkan bir süre Liverpool’daydı, sonrasında da Elif, British Council’in Misafir Küratör Programı ile yine Londra’ya gitti. Bütün bu programlara ve deneyimlere baktığında İstanbul Bienali’nin uluslararası ağlardan nasıl beslendiğini düşünüyorsun?

İstanbul Bienali deneyim paylaşımının ve iyi örneklerin önemine inanan bir yapıya sahip. Ekibimizin içinde çalıştığı alandaki becerilerini arttırmak, kavrayışında yeni ufuklar açabilmek bienalin güçlü karakterinin önemli özelliklerinden. İnanıyorum ki sanat dünyasının merakla beklenen etkinliklerinden biri olan İstanbul Bienali’nin başarısı, her zaman öğrenmeye açık ve uluslararası dünyayla bağları kuvvetli bir ekibin sergi hazırlık sürecinde ortaya çıkan gerekliliklere hızlı yanıt verebilmesinden kaynaklanıyor. Bu anlamda bahsetmiş olduğun görünmez bağlar bizlere her zaman geleceğe taşıyacağımız bir tecrübe olarak geri dönüyor.

  1. İstanbul Bienali küratörü, geliştirdiği kavramsal çerçeveye uygun olarak çeşitli sanatçı ve projeleri sergiye davet ediyor. Bu noktada İstanbul Bienali’nin her yıl bir başvuru mekanizmasının olmamasının nedeni ne? Açıklanan kavramsal çerçeveye uygun bir işi veya geliştirmek istediği bir projesi olan bir sanatçı İstanbul Bienali’ne nasıl dâhil olabilir?

Açık çağrı sistemi dünyada da küratörlü sergilerde uygulanan bir yöntem değil, hem biraz işin doğasına aykırı olduğu için hem de verimli sayılmadığından. Küratörler seçildikten sonra şehre yaptıkları ilk ziyaretten itibaren sanatçı listesi kapanana kadar ülke genelinde stüdyo ziyaretleri yapmaya, sanatçılarla buluşmaya devam ediyorlar. Bu şekilde oldukça geniş bir kesime ulaştığımızı rahatlıkla söyleyebilirim.

Ayrıca İstanbul Bienali son iki edisyonunda açık çağrı sistemi uygulamamakla birlikte projeleriyle başvurmak isteyen sanatçıları da reddetmiyor. Süreç içinde bize ulaşan tüm proje dosyalarını küratörlerimizle paylaşıyoruz.

  1. Türkiye’de “bienal”ler İstanbul dışında genelde büyük şehirler yerine bölgesel merkezler ve periferi diyebileceğimiz yerlerde gerçekleşiyor. Çanakkale, Sinop, Mardin gibi bienallerin gelişimini ve bu noktadaki yerini nasıl değerlendiriyorsun? Bu bienallerin gerçekleştirildikleri bölgelerdeki güncel sanat algısındaki ve “kültüre erişim” konularındaki rolünü nasıl değerlendiriyorsun?

İstanbul dışında gerçekleşen tüm sanatsal etkinliklerin metropollerin dışında kültür ve sanata erişim konusunda çok önemli rol oynadığını düşünüyorum. Üç bienalin de sürekliliğini sağlamak elzem. Bu etkinliklerin gerçekleştirildikleri şehirlere getirdikleri yeni nefeslerin birçok kişiye ulaştığına ve ilham verdiğine inanıyorum.

  1. İKSV bu yılın Şubat ayında “Kültür Sanatta Katılımcı Yaklaşımlar” başlıklı bir rapor yayımladı. Raporda kültüre katılımın önündeki engellerle ilgili dört temel başlık var: “Bireysel, Çevresel ve Maddi Engeller”, “Fiziksel Engeller”, “Ulaşılabilirlik ve Güvenlik Engelleri” ve “İletişim Engelleri”. İstanbul Bienali, bu engelleri kaldırmak için ne gibi çalışmalar yapıyor?

Raporda “Bireysel, Çevresel ve Maddi Engeller” başlığı altında geniş kitlelerin kültür-sanat hayatına katılımının önündeki, bireysel çabalar ile aşılması zor engellerden bahsediliyor. Bunların başında ise izleyicilerin farklı sanatsal disiplinlere yönelik “önyargı” niteliği taşıyan kanaatleri dikkat çekiyor. Bu engellerin üstesinden gelmenin başlıca yolu karşılaşma ve deneyimleme fırsatı yaratmaktan geçiyor. Bu anlamda İstanbul Bienali’nin 30 yıllık tarihinde güncel sanat alanına yönelik önyargıların aşılması yolunda güçlü bir misyonu olduğuna inanıyorum. Diğer taraftan, 2013 yılından bu yana ücretsiz gerçekleştirilen İstanbul Bienali’nin kültür-sanatı erişilebilir kılmadaki rolü de büyük önem taşıyor.

Öte yandan, çözümü daha çok kurumların inisiyatifinde olan, açıkça anlaşılır ve elle tutulur engeller olarak kabul edilebilecek fiziksel engeller ile ulaşım, güvenlik ve iletişim engellerinin aşılması için de çeşitli projeler geliştirmeye gayret ediyoruz. Örneğin, 15. İstanbul Bienali kapsamında sergi mekânlarında görev alacak tüm ekiplere Alternatif Yaşam Derneği (AYDER) tarafından verilen “Engellilik Konusuna Doğru Yaklaşım Eğitimi” bu yönde atılan bir adım. Bienal süresince AYDER aracılığıyla gelecek gruplara yönelik rehberli turlar planlıyoruz. Diğer yandan, maddi engelleri aşmanın izleyici çeşitliliğini sağlamak için tek çözüm olmadığını da biliyoruz. Bu kapsamda, UNHCR (Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği) desteği ile sergi görevlilerimiz arasında İstanbul’da yaşayan mülteci gençlere de yer veriyor veya Mülteciyim Hemşerim Dayanışma Ağı aracılığıyla, İstanbul’un farklı mahallerinde yaşayan dezavantajlı çocuklara yönelik sergi gezileri ve atölye çalışmaları gerçekleştirilmesine aracılık ediyoruz. Bunları da hem yerelleşmeye hem de iletişim engellerini kaldırma yolunda yaptığımız çalışmalara örnek olarak sayabiliriz.

Son olarak, raporda da bahsedildiği gibi, katılımcı pratiklerin geliştirilmesinde en önemli aşamalardan biri de kültür kurumlarının toplumun tüm kesimlerinin anlayacağı bir dil ve ifade şekliyle iletişim kurması. Bu seneki başlığımız olan “iyi bir komşu”yu anlatmak üzere tasarladığımız poster kampanyası ile mesajlarımız apartman camlarından tüm kente yayılıyor ve iletişim mecralarının nasıl çeşitlenebileceğine dair iyi bir örnek oluşturuyor.

  1. İstanbul Bienali’nin bu yılki teması “iyi bir komşu”. “İyi bir komşu” teması ile düzenlenen bir Bienal’in “komşuluk” kavramını ele alırken evler, odalar, mahalleler yerine yine müzeler, galeriler ve atölyelere sıkışması ilginç bir tercih oldu. Bu tercih küratöryel bir tercih mi, yoksa İstanbul Bienali biraz daha “güvenli” ve “uygun maliyetli” olmak adına mı bu şekilde tercih ediyor?

15. İstanbul Bienali’nin küratörleri Elmgreen & Dragset kendi sanat pratiklerinde de beyaz küp ve nötr mekanları seven sanatçılar. Yirmi yılı aşkın sanat pratiklerine ve Venedik Bienali (2009) başta olmak üzere bugüne uzanan küratöryel projelerine baktığımızda estetik dilleriyle örtüşen sergileme biçimlerini net bir şekilde okuyabiliyoruz. Bu noktada elbette iyi bir komşu da aynı izleri takip ediyor. Sergimiz birbirine komşu sayılabilecek altı mekâna yayılırken, bienal sunumunda sorduğumuz sorulara eserlerin ve mekânların birbirleriyle kurdukları ilişkiler üzerinden de yanıt arıyoruz. Ayrıca, 36 mekâna yayılan 14. İstanbul Bienali ile 6 mekânda kapılarını açacak 15. İstanbul Bienali aynı bütçesel hacmi taşıdığından bu kararın maddi bir yanı olmadığını söyleyebiliriz.

  1. İstanbul Bienali bu yıl Bienal’i gezecek ziyaretçilerini tanımak için bir uygulama başlatıyor. Bu yıl ilk defa gerçekleştirecek uygulama ile Türkiye’deki güncel sanat ziyaretçilerine dair kapsamlı bir veri elde etmeyi plânladığınızı duyduk. Bu konuyla ilgili daha ayrıntılı bilgi verebilir misin?

Bienal’i her yıl yüz binlerce kişi ziyaret ediyor, ancak bu izleyicilerin yüzde kaçı önce hangi mekana gidiyor, ne sıklıkla, kaç kez bienali ziyaret ediyorlar gibi çok temel alışkanlıkları öğrenmek istiyoruz. İsim, soyisim, telefon ve e-posta gibi temel iletişim bilgilerini talep edeceğimiz ziyaretçilerimizle sonrasında bienal ile ilgili iletişimimizi sürdürmek istiyoruz. Bununla beraber izleyicimiz bu bilgileri paylaşmak istemezse isimsiz bir giriş kartı alarak mekânları gezebilecek.

  1. Sence “iyi bir komşu” nedir?

İyi bir komşu, komşusunu bienale davet edendir. 😉

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s