Kültür sektöründe ‘gönüllülük’ meselesi

*Bu yazı Istanbul Art News Mart, 2018 Sayı: 50 Piyasa eki için yazılmıştır.

Kültür sektöründe süregelen ‘gönüllülük’ tartışmasına alandan örnekler, akademiden ve sektörden uzman görüşleri, gönüllülerin düşünceleri ve dünyadan iyi çalışmalarla bakmak önemli. Zira bu konuyu tartışmak bizi kültür sektörünün en temel sorunlarından biri olan ‘insan kaynakları politikaları’ meselesine götürüyor.

Kültür sektöründe bir süredir ‘gönüllülük’ tartışması süregidiyor. Zaten yıllardır çeşitli mecralarda ve zamanlarda gündeme gelen bu konu en son 19-23 Aralık 2017 tarihleri arasında Galata Rum Okulu’nda düzenlenen BASE İstanbul ile yeniden alevlendi. BASE’in 2017 yılının Ekim ayında kültür.limited üzerinden yaptığı gönüllü çağrısı sosyal medyada adeta etkinliğin ve etkinliği düzenleyen ekibin topa tutulmasına neden oldu. 29 Aralık 2017’de Meltem Tüzün tarafından Ek Dergi’de kaleme alınan “Ne olacak bu gönüllülük meseleleri?” başlıklı yazıyı bu açıdan kaçırılmış bir şans olarak görüyorum. Zira konuyla ilgili kapsamlı araştırma ve karşılaştırma yapmadan, görüş almadan, işin farklı taraflarındaki kişilere soru sormadan yazılan yazıları, ne yazık ki doğru ve sağlıklı tartışma yaratamayacağı için sorunlu buluyorum. Bu yüzden konuyla ilgili kapsamlı bir araştırma, karşılaştırma ve görüşlerin yer aldığı bir yazının bu konuların tartışılması için bir başlangıç noktası olmasını umuyorum.

“Gönüllülük; bireylerin kendi özgür iradeleriyle, maddiyata dayanmayan bir motivasyon ile ailesi ya da yakın çevresi dışındaki bireylerin ve/veya diğer canlıların yararına yönelik gerçekleştirdiği faaliyetlerdir.” Birleşmiş Milletler Gönüllü Programları tarafından yapılan bu tanım, tüm dünyada bireylerin sosyal fayda için eğitim, sağlık, çevre gibi birçok farklı konu etrafında hayata geçirilen kurumlar, programlar, çalışmalar ve etkinlikler için çalışmasının temel nedenlerini ortaya koyar. ‘Gönüllü’ kelimesinin sözlük tanımına baktığımızda ise şu cümleyi görürüz: “Gönüllü, içinde bulunduğu toplulukta herhangi bir karşılık ya da çıkar beklemeksizin bir işi yapmayı kendiliğinden üstlenen kişidir.” Bu konuyu ele alırken bu kavramın BM ve sözlük nezdindeki tanımlarından almamız ge- reken iki önemli nokta var. Bunlardan ilki ‘özgür irade’, ikincisi ise ‘karşılık ya da çıkar beklememe’. Bu açıdan kültür ve sanatın da ‘sosyal fayda’ getirdiği ön kabulüyle bu konuyu ele alırken, gönüllülerin özgür iradeleriyle hiçbir maddi karşılık veya çıkar beklemeden çeşitli kültür kurumlarına, programlarına, etkinliklerine verdikleri desteği; ister sosyal fayda ister deneyim beklentisi ile yapmaları, bu gönüllüler dışında kimseyi ilgilendirmez. Nasıl ki bir sivil toplum kuruluşuna özgür iradesiyle gönüllü olan kişilere “Neden?” diye sorulmuyorsa, kültür-sanat alanındaki kurum ve etkinliklerde de gönüllü olarak çalışan kişilere bu sorunun sorulması ziyadesiyle ilginç olur. Bu kişilerin çalışmalarının ‘emek sömürüsü’ olarak nitelendirilmesi ise konuyu iyi bilmemekten veya etraflıca değerlendirmemekten kaynaklanabilir. Zira ‘gönüllü’ olarak yapılan bir işi ‘sömürü’ olarak nitelendirmek oksimoron bir ifade yaratır.

Gönüllülük meselesine akademik bakış

2006 yılında Laden Yurttagüler ve Alper Akyüz tarafından kaleme alınan ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Sivil Toplum Kuruluşları Eğitim ve Araştırma Birimi tarafından yayımlanan “Gönüllülerle İşbirliği” kitabı, gönüllülüğün karar mekanizmalarına katılımdaki etkisi ve işgücü olarak değerlendirilmesinin tartışıldığı makaleleri barındırıyor. Kitap, dünyadan farklı ve iyi örneklerle sivil toplum alanında gönüllülerle iş birliği kurmadan, farklı türdeki gönüllük modellerine varan birçok konuyu derinlemesine inceliyor. Bu noktadan bakıldığında Türkiye’de kültür alanında süregelen gönüllülük tartışmasındaki eksik noktalardan biri de bu alanın sivil toplumla ilişkisi ve Türkiye’deki sivil toplum hareketinde ‘kültür’ün yeri. Nasıl ki sivil toplum alanında faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlarda tam zamanlı, yarı zamanlı, proje bazlı vb. çalışma alanları varsa ve bu pozisyonlarda çalışan kişiler sivil toplum kuruluşlarından para kazanarak hayatlarını idame ettiriyorsa ve bu kurumlar aynı zamanda büyük bir gönüllü ağından destek alıyorsa, aynı durum neden kültür-sanat alanında faaliyet gösteren kurumlar için de söz konusu olmasın? Yani İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) tam zamanlı veya proje bazlı çalışan bireylerinin yanında bir gönüllü ağının olması yanlış mı? Veya halihazırda birçok tam zamanlı veya dönemsel çalışana sahip !f İstanbul’un festival döneminde gönüllülerden yararlanmasının ne gibi sakıncaları var? Kübra Doğan Yenisey ve Mahmut Kabakçı tarafından kaleme alınan ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından 2017 yılında yayımlanan “Gönüllü Emeği ve İş Hukuku” kitabı ise bu tartışmaların hukuksal bir zemine oturtulmasına olanak veriyor. Gönüllülük hukuken dü- zenlenmeli midir? Düzenlenecekse nasıl olmalıdır? Gönüllülüğün iş ve sosyal güvenlik hukukundaki yeri hakkında başta Avrupa ülkeleri olmak üzere dünyadaki çeşitli örneklerin incelendiği kitap, Türkiye için geliştirilecek modele yönelik bir ilk adım olarak değerlendiriliyor. Kitap, yasalar ve politikalarda gönüllülük esaslarına, mevcut hukuki düzenlemelere, sosyal güvenlik hukuku ile ilişkisine bakarken bir yandan da gönüllülüğe ilişkin hukuki bir model sunarak gönüllünün hukuki statüsüne, sağlık ve güvenliğin korunmasına, sosyal güvenlik alanında asgari ölçüde korunmasına değiniyor.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi bölümünde okurken bölümün bu alandaki yaklaşımlara verdiği önemi, lisans eğitimim boyunca zorunlu olarak aldığım iki dersle anlatmak mümkün. Doç. Dr. Gökçe Dervişoğlu Okandan’dan aldığım “Kültür Sektörü İçin İnsan Kaynakları Yönetimi” ve Laden Yurttagüler’den aldığım “Sivil Toplum ve Kültür”; kültür sektöründe gönüllülük, insan kaynakları bakış açısı ve gönüllülük meselelerine yaklaşımım için doğru bir temel oluşturdu. Halen İstanbul Bilgi Üniversitesi Kültür Yönetimi Yüksek Lisans Programı direktörlüğü görevini üstlenen Doç. Dr. Gökçe Dervişoğlu Okandan, bu konunun kültür sektöründe prekarite çerçevesinde eleştirildiğini söylüyor ve ekliyor: “Ben çok pragmatik bir şekilde sektörlerin ekonomik olgunlaşma seviyesine göre sektörel gönüllülük ve staj anlayışının da biçim değiştirdiğini düşünüyorum. Temel sorun kültür kurumlarının ekonomik faydadan ziyade sosyal fayda yaratmaları algısı ve artık sosyal fayda analizi metotları olsa da bunların kalitatif verileri ortaya dökmesi sonucunda bu konuda ekonomik kıyaslamanın yapılamaması. Bu kültür sektörünün tüm İK anlayışını farklılaştırıyor. Burada sosyal ve kültürel sermaye unsurları bazen mesleki formasyonun önüne geçiyor ve meslek standartları açısından belki gerekeni sağlamayan kişilerin hevesli ve sosyal sermaye açısından uygun olmaları, bunun yanında kültü kurumlarının etkinliklerinin özel zaman tüketimi içine girmesi buradaki talebi de şekillendiriyor. Bu konu da daha önce Istanbul Art News Piyasa ekinin Temmuz/Ağustos 2016 sayısında ‘Kültür Sektöründe İK’ başlıklı yazıda değindiğimiz okullu/alaylı ayrımını ortaya çıkarıyor.” Okandan, kültür sektöründeki ‘gönüllülük’ kavramını insan kaynakları yönetimi açısından ise şöyle değerlendiriyor: “Gönüllülük konusu sivil toplum kurumlarının aktif olduğu sosyal konularda özenle çalışılması ve yönetilmesi gereken bir konu. Bu gönüllü birikiminin uzmanlık konularında desteğe dönüştürülmesinden, sürekliliğe, sosyal sermaye yaratımından ücretlendirmeye kadar uzun bir konu… Aynı zamanda içinde bulunduğunuz ülke ve sosyal güvenlik sisteminin çalışma kültürünün gönül- lülüğe bakışı da belirleyici. Kurumsal alanda birçok büyük İK departmanının kurumsal sosyal sorumluluk projeleri dâhilinde geliştirdiği eğitimler verdim. Bazı kurumların bu gönüllü performansını kurumsal performans yönetim sistemine aktararak bireyin yarattığı sosyal faydayı daha somutlaştırmaya çalıştığını da gördüm. Maalesef dahil olduğum ortamlarda odak çoğunlukla eğitim, çevre ve engellilik ile ilgiliydi. Kültürün hâlâ elit algılandığı bir ortamda bireylerin çoğu bu emeği Türkiye için daha elzem gördüğü alanlara aktarmak istiyor ama konu kültür, sanat, yaratıcılık gibi unsurların kendi iş pratiklerinde uygulanması olunca kurumsal eğitimlere binlerce liralık yatırım yapılıyor. Bence bu iki ucun birbirine biraz daha yaklaşması, daha işlevsel ve verimli pratikleri beraberinde getirir.”

‘Özgür irade ve beklentiler’

Kültür sektöründe uzun süredir faaliyet gösteren kurumlardan bir tanesi olan ve sıklıkla gönüllülük tartışmalarının ortasında kalan İKSV, gönüllülük konusuna özellikle sürdürülebilirlik ve sivil toplum penceresinden yaklaşıyor: “Gönüllülük sivil topluma katılımın artırılması açısından teşvik edilen bir uygulama, aynı zamanda enformel öğrenmenin en önemli yöntemlerinden biri olarak kabul ediliyor. Bu nedenle de Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği gibi yapılar da bu müessesenin doğru şekilde gelişmesi için kapsamlı çalış- malar yapıyor. Yapılan araştırmalar gönüllülükten hem kişi hem kurum hem de toplumun faydalandığını gösteriyor. Gönüllü gücü, bağışlarla beraber tüm dünyada STK’ların en önemli desteği. İKSV de kâr amacı gütmeden toplumsal fayda için çalışan bir sivil toplum örgütü. Vakfımızın senedinde kuruluş amacımız ‘İstanbul’un kültür başkentlerinden biri haline gelmesi, ulusal ve evrensel kültür ve sanat değerlerinin korunması ve gelişmesine katkıda bulunmak’ olarak açıklanıyor. Vakfımızın sürdürülebilirliğinin sağlanması açısından diğer yardım ve destekler kadar gönüllülerimizin desteği de bizim için çok önemli.”

İKSV’nin 2013 yılından beri yayınladığı faaliyet raporlarındaki insan kaynakları alanından edindiğimiz bilgilere göre Vakıf’ta her yıl 100’den fazla kişi dönemsel olarak çalışırken, 400’den fazla kişi de gönüllü olarak vakfa destek veriyor. Bu noktada geçtiğimiz ay yine bu sayfalarda yayımlanan “Özel Sektör İçin Arada Kalmış Bir Konu: Kültür-Sanat” başlıklı yazımdaki kültür-sanat ve sivil toplum ilişkisine dikkat çekmiştik. Kültür-sanatın sivil toplum alanında çok da rağbet görmeyen, Okandan’ın da altını çizdiği gibi; faydası kalitatif olarak ölçülemeyen bir alan olması, dikkat edilmesi gereken bir konu. Bu alanda gönüllü çalışmak için ilk akla gelen yerlerden biri olan ve bizatihi kendisi de bir sivil toplum kuruluşu olan İKSV bu konuyu şöyle değerlendiriyor: “STK ve vakıflarda gönüllülük, kendilerini geliştirmek ve topluma katkı sağlamak isteyen gençler arasında oldukça rağbet gören bir deneyim. İKSV de hem köklü bir kurum olması nedeniyle hem de çalışmalar yürüttüğü alan ve etkinliklerinin içeriği sayesinde gençlerin gönüllü çalışmak için en çok rağbet gösterdiği kurumlar arasında. Gönüllüğün İKSV’nin dönemsel etkinliklerinde önemli bir yeri var. Gönüllü desteğine ihtiyaç duyduğumuz dönemlerde internet sayfamız aracılığıyla duyuru yapıp başvuruları aldıktan sonra ilanlarımızda belirtilen kriterler üzerinden bir ön eleme yapıyor, başvurusu olumlu bulunan adaylarla yüz yüze görüşüyor ve bu görüşmeler sırasında gençlere gönüllülük çerçevesindeki katkılarıyla ilgili tüm koşullar hakkında ayrıntılı bilgi veriyoruz. Kültür ve sanata gönül veren gençlerin heyecan ve dinamizmi İKSV bünyesine çok değerli bir enerji katıyor. Gönüllülerin de bu dönemde kazanımları oluyor. Bunların başında önem verdikleri bir alana destek olmak ve becerileriyle etkinliğin başarısına katkıda bulunmak var. Bunu kültür-sanat alanında deneyim edinmek, etkinliklerin organizasyon süreçlerini gözlemleyebilmek gibi kazanımlar takip ediyor.

Gençler, gönüllülük programları sayesinde uluslararası ölçekli organi- zasyonlarda, nitelikli bir ortamda, bilgili ve tecrübeli bir ekiple birlikte işin mutfağını deneyimleme fırsatı bulu- yor. Ayrıca işin sosyal bir yönü de var: Gönüllüler kültür-sanat ortamını tanıyor, benzer ilgi alanlarına sahip yeni arkadaşlar ediniyor. Bir yandan da bu deneyim özgeçmişlerine iyi bir referans oluyor ve tabii ki ilgi duydukları bu alandaki en iyi ve en yeni etkinlik- lere katılma fırsatı buluyorlar. Yıllardır gönüllü saha çalışanları arasında yaptırdığımız anketlerin sonuçları ve gönüllülerin İKSV ile kurdukları uzun süreli ilişki onların da bu deneyimden memnun olduğunu ve kendilerine önemli katkısı olduğunu gösteriyor. Gönüllülük kültürü İKSV’de çok kök- lü; halihazırda vakfımızın genel mü- dürü Görgün Taner başta olmak üzere direktörlerimizin de birçoğu iş hayatlarına İKSV etkinliklerine gönüllü destek vererek başladılar. Londra Southbank Centre’ın Müzik Direktörü Bengi Ünsal, Londra Caz Festivali’nin Programlama Direktörü Pelin Opcin ve bugün dünyanın önemli kültür kurumlarında yönetici pozisyonunda çalışan diğer kişiler çalışma hayatlarına adım atmadan önce İKSV aracılığıyla gönüllü olarak çalışma deneyimi kazanmış kişiler. Aynı şekilde yıllar önce öğrencilik yıllarında festivallerimizde gönüllü rehberlik ya da mihmandarlık yapmış pek çok kişi o yıllarda İKSV ile kurdukları bağların bir sonucu olarak bugün farklı profesyonel konumlarından bize sponsorluk desteği vermeyi sürdürüyor.”

Türkiye’deki ilk kolektif güzel sanatlar fakülteleri yeni mezunlar sergisi BASE İstanbul, ekim ayında yaptığı gönüllü çağrısıyla sosyal medya üzerinden birçok tepki almıştı. Tepkilerin odağında ayrıca BASE küratörü Derya Yücel de vardı. Bu nedenle BASE İstanbul küratörü ve AICA Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi Derya Yücel’e kültür sektöründe gönüllülük üzerine düşüncelerini ve yaklaşımını sorduk. Yücel, görüşlerine ‘emek sömürüsü’ tepkilerine bir açıklık getirerek başlı- yor: “Emek sömürüsü her koşulda karşı çıkılması gereken bir durum. Ancak burada stajyerlik ve gönüllülük tanım- larını birbirinden ayırmak gerektiğini düşünüyorum. Stajyerlik bir noktada eğitimini aldığınız alana yönelik olarak çoğu durumda da zorunlu olarak eğitim kurumu tarafından beklenen ve yerine getirilmesi gereken bir sorumluluk. Dolayısıyla eğitim kurumunun öğrenciden beklediği, akademik eğit mini mesleki deneyimle pekiştirilmesi. Lise ve üniversitelerde zaten var olan bir sistem ve stajyerlik döneminde eğitim kurumu tarafından staj günlerini kapsayan sosyal güvenlik sigortası da yapılmakta. Ben de hem lise hem üniversite dönemimde staj yapmıştım. Ancak staj döneminde işveren kurum asgari ücretin yüzde 30’una karşılık gelen emek ücretini stajyere ödemekle yükümlüdür. Benim dönemimde bu karşılığı alıyorduk. Güncel kanunlarda hâlâ bir zorunluluk mu bilmiyorum ama kendi öğrencilerimin aktardıklarından da biliyorum ki sanat alanında staj karşılığında ödenen standart bir emek ücreti mevcut değil. Ulaşım ve yemek gibi temel giderleri karşılayan da çok az kurum, galeri ve enstitü var. Gönüllülük ise herhangi bir kurumun sizden beklediği zorunlu bir süreç değildir. Eğitim aldığınız alana yönelik olarak gerçekleşmeyebilir. Sürdürülebilirlik konusunda esnek olabilen, kısa süreli iş birliklerinde tercih edilen, kâr amacı gütmeyen aktivitelerde karşılıklı bir rıza sonucunda gerçekleşen, sivil toplum kuruluşlarının sıklıkla başvurduğu bir yöntem olarak stajyerlikten ayrı tutulması gereken bir süreçtir. Burada iş birliği yapılan aktivite, etkinlik ve süreçte ‘kâr amacı’nın olup olmadığının ve gönüllülük çerçevesinde devredilen/beklenen sorumlulukların çerçevesinin, belirleyici olduğunu düşünüyorum. Kâr amacı gütmeyen, genç sanatçıların görünürlük ve üretimlerini destekleyip alanla paylaşma misyonu üstlenen ve yeni mezunlar platformu olarak ilk kez gerçekleşen BASE sürecinde yapılan işbirliği, gönüllülük ilkesi esasında gerçekleşti. Etkinliğin hayata geçmesini sağlayan desteklerin büyük kısmı aynı sponsorluklar oldu. Bu nedenle sponsorluklar çerçevesinde elde edilen bütçe oldukça mütevazıydı. Bazı öğrencilerimle öncesinde BASE’i paylaşmış ve anlatmıştım (aslında bir bakıma onların da önerisiyle bu fikir oluştu). Sonrasında BASE’in gönüllülük çerçevesinde destek alabileceği düşünüldü ve bu yönde bir çağrı yapıldı. Bu çağrıya yanıt veren gençlerin bir kısmı sergi kurulumunda, bir kısmı da dört gün sürecek olan BASE’de kat görevlisi olarak görev aldılar. BASE katılımcısı genç sanatçı adaylarıyla izleyici arasındaki iletişimi sağladılar. Gerçekleşen 35 panelin konuşmacılarına ev sahipliği yaptılar. BASE mevcut koşullar çerçevesinde emeklerinin karşılığını maddi olarak sağlayamadı. Bunun tartışılması oldukça doğal ve haklılık payı var. Maalesef olmadı ve keşke yapılabilseydi. Elbette ortak düşünce ve arzu bu… Umuyorum ki bundan sonra yeterli destek bulunabilir ve maddi olarak her emeğin karşılığı verilebilir. BASE’in karşılığı dört gün boyunca yakından izleyip şahit olduğum o inanılmaz enerjiydi. Çok içtenlikle söyleyebilirim ki BASE yalnızca basit anlamda bir deneyim alanı sağlamadı, tanışmalar, yeni dostluklar, kalıcı anılar ve geleceğe yönelik yeni olasılıkların da kazanılıp fark edildiği bir zaman dilimi oldu. Ne mutlu ki bunların dillendirilip paylaşıldığına şahit oldum. Kişisel olarak, bu kazanımların da deneyimsiz ve alana yönelik bir gelecek planı kurgulayan gençler için değerli olduğunu düşünüyorum. Maddi ve manevi kazanımların dengesini de göz ardı etmememiz gerekiyor. Bir işten maddi kazanç elde etmeniz o işin size sembolik sermaye kazandırabileceği ya da katkı sunabileceği anlamına da gelmez. Ama elbette her iki kazanımın birlikte gerçekleşmesi ideal olandır. Stajyerlik ya da gönüllülük her iki durumda da karşılıklı olarak değerlendirilmesi gereken bir süreçtir. İstihdama yönelik olarak art niyetle gerçekleşen bir emek sömürüsü elbette kabul edilemez. Bu her alanda olduğu gibi kültür ve sanat alanında da takip edilmesi, vakaların belirlenip tartışılması gereken bir konu ve koşullar çerçevesinde değerlendirilip iyileştirmeye yönelik olarak salt yasal gerekliliklerin değil, etik ilkelerin de üzerinde uzlaşılıp uygulanması gerekir.”

Bu noktada sözü gönüllülerle çalışan (gönüllü çalıştıran değil) kurumlardan gönüllülere vermemiz gerekiyor. Okan Üniversitesi Sanat ve Kültür Yönetimi Bölümü son sınıf öğrencisi Melis Bektaş, üniversite sürecinde İstanbul Modern, Baksı Müzesi, bomontiada ALT ve BASE gibi kurumlarda ve etkinliklerde gönüllü olarak çalışmış. Son bir yıldır da Cihangir Akademi’de gönüllü olarak görev alıyor. Bektaş, ‘gönüllülük’ kavramına gönüllü çalışan bireylerin kişisel motivasyonları açısından yaklaşmanın önemini vurguluyor: “Sanat ve kültür alanında gönüllü çalışmak elbette artıları ve eksileriyle uzun uzun ele alınabilir. Ancak temelde bu süreçlerden bizim ne çıkardığımız var. Her zaman etkili, önemli konumlarda hissedemezsiniz, özellikle de tecrübesizken. Hatta bazen görünmez olduğunuzu bile düşünebilirsiniz ama bunun bir süreç olduğunu bilmek gerekir. Benim başından beri amacım, insan tanımak, sanat ve kültürü yönetmekten önce insanları ve işlerini ölçmek, organizasyonları gözlemlemekti. Gönüllü çalışmak eğer kendinizi o işin bir parçası gibi hissetmezseniz kolay bir durum değil. Sizin kendinizi, yaptığınız işi hangi noktaya koyduğunuz önemli. Şimdiye kadar yaptığım hiçbir gönüllülük işinde pişmanlık duymadım. Her biri kendi içinde kıymetliydi; bakış açımı, dünya görüşümü olumlu yönde etkilediler. Gönüllülüğü hareket hâlinde ve etkileşimde olmak olarak değerlendiriyorum. Maddi bir getirisinin olmaması zaman zaman sorun olabiliyor. Çünkü bunun sebebinin kurumların ya da kişilerin imkansızlıklarından, maddi yetersizliklerinden kaynaklanan bir durum olmadığını biliyorsunuz çoğu zaman. Sizi motive edecek olan şey sadece para ise zaten gönüllülük yapmanız mümkün olmuyor. Gönüllü olarak çalışmanın; değerli ortamlarda bulun- manın, birbirinden farklı ve tecrübeli insanlarla bir araya gelmenin en güzel yolu diyebilirim. Son senemdeyim ve daha bir hafta önce gönüllü yaptığım işlerden ikisinin sağladığı bağlantılarla iş teklifleri aldım ve ikisi de gönüllülük işi değildi. İlgili olduğunuz alanlarda deneyim yaşamak büyük şans ve şansı yarattığınız ölçüde ve nitelikte güzel geri dönüşler almak mümkün. En önemlisi de, her zaman deneyim kazanmaya, tecrübe edinmeye açık olmak, kendimizi denemek ve zorlamak. İçine girdiğimiz sürecin tadını çıkarmalı ve mutlaka bir iz bırakabilmeliyiz gönüllü olarak.” Geçtiğimiz yıllarda Contemporary Istanbul, TÜYAP Artist İstanbul Sanat Fuarı ve BASE gibi fuarlarda ve GalataPerform’da gönüllü olarak çalışan Nilan Mcfly da konuya deneyim kazanmak ve irade açısından yaklaşıyor: “Birçok kişi gönüllülük kavramını hâlâ anlayamıyor ve bunu emek sömürüsü olarak adlandırıyor. Şunu kesinlikle belirtmek isterim ki ne BASE’de ne de GalataPerform’da emek sömürüsü yok. İnsanlar her işe maddi açıdan bakıyor ama yaptıkları işten zevk almasını bilmiyorlar. BASE’de gönüllü olarak çalıştım. Bu sayede kendi kuşağımızın sanatçılarıyla tanışma ve çalışma fırsatı yakaladım. Aynı zamanda GalataPerform’da da gönüllü asistanlık yapıyorum ve okulda alamadığım eğitimi orada hem pratik hem de teorik olarak alabiliyorum. Gönüllü projelerde çalışmak maaşlı işlerde olduğu gibi zorunluluk barındırmadığı için beni daha çok tatmin ediyor. Yorgunluğu daha tatlı geliyor.”

Her iki gönüllünün de altını çizdiği gibi gönüllü çalışmak ve staj gibi kavramlar, 21. yüzyılda insan kaynaklarından yetenek yönetimine evrilen bir anlayışta özellikle öne çıkıyor. Okandan, bu konuyla ilgili olarak içinde bu- lunduğumuz ekonomik alanın piyasa şartları, arz-talep dengesi, sektör paydaşlarından önemli bulunan eğitim ku- rumlarının mesleki standartların olu- şumu ve korunmasına katkısının daha net konuşulması gerektiğini söylüyor: “Bugün bir mühendislik öğrencisi üçüncü ve dördüncü sınıf sektör stajında meslekle ilgili ortamında pratik bilgi edinirken bu stajın değerlendirmesi mezuniyet notuna yansır. Staj veren kurum, öğrencinin bölümüne her geçen yıl istedikleri profille ilgili bilgi vererek belki müfredattaki bazı eksiklere dikkat çeker. Bunu İstanbul Bilgi Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi ve Kültür ve Sanat Yönetimi bölümlerinde yıllardır uyguluyoruz. Sevinerek staj imkanını kullanan ku- rumların öğrencilerimizi mezuniyet sonrası istihdam ettiğini de görüyoruz. Bu kurumların çoğu disiplinlerarası çalışan, bölüm değerlerimizle paralel vizyonları olan kurumlar. Öte yandan özellikle işletme öğrencileri arasında genel müfredat derslerinde verilen sivil topluma yönelik derslerin daha sık alındığını ve özgeçmiş hazırlarken bu dersler ve sonrasındaki gönüllülük deneyimlerini aktardıklarını görüyoruz. Bu nosyon artık haftada 1-2 uğrayıp fiziksel destek vermekten çok, sizin hassasiyetiniz olan bir alanda yeni bir gru- ba katılmak ve ‘ahali’nin parçası olmak olarak algılanabilir. Ben Baby Boomer, X ve Y kuşağının gönüllülük motifleri arasında da farklar olduğunu düşünü- yorum. Yeni kuşaklar çözümü grup olarak değil bireysel olarak bulacaklarına dair de özgüvenli. Bu da sosyal girişimlerin daha öne çıkmasına ve bunların iş modellerinin farklılaşmasına yol açıyor. Bence 21. yüzyıl yetkinliklerinin birçoğu bu iki kavramın sunduğu yeni bir bakış açısıyla değerlenecek. Sektörel olgunlaşmayla kültürle ilgili bilincin ve yapılanmanın, aslında elzem diye nitelendirdiğimiz diğer alanlara da büyük katkı sağlayacağını düşünüyorum. Aynı STEAM yaklaşımındaki gibi sanat ve kültür, içinde bulunduğu her ortamda etkileşim için iyi bir katalizatör. Sivil toplum alanında da mültecilerle sanat, ekoloji ve tasarım zor dönemlerde sanatla ayakla kalma ve baş etme gibi birçok farklı açılım gerçekleşiyor. Son dönemde alanımızda da yetenek avcılığı yapan birçok uluslararası ortaklı insan kaynakları/yetenek avcısı firmalarının bence bu süreçlerde sosyal güvenlik ve özlük haklarıyla ilgili kültür kurumlarına pro bono veya sponsorluk kapsamında destek vermesi etkileşimi artıracaktır. Aynı şekilde kültür kurumlarının kurumsallaşması sürecinde açılan İK departmanları da bu olguyu personel değil, bir izleyici geliştirme alanı olarak görüp özgün katkılarını sunabilirler. Günümüzde en kritik kaynağın insan kaynağı olduğu düşünürsek, İK yöneticilerinin yalnızca süreç ve prosedür yöneten kişiler değil gerçekten bir topluluk yöneticisi olması kurumları farklı bir yere getirecektir.”

Dünyadan iyi örnekler

Özellikle sosyal medyada paylaşılan kültür-sanat alanındaki gönüllü ilanlarına gelen yorumlar ve buradan çıkan tartışmalar konuyla ilgili yanlış anlaşılmaların ve kavram karmaşasının önüne geçmemiz gerektiğini açık bir şekilde gösteriyor. Amerika’nın 6 farklı eyaletindeki birçok müzeyle iş birliği yapan ve müzelerin günümüzde farklı modeller geliştirerek kitlelerle buluşmasını amaçlayan MuseumHack’te 29 Aralık 2016 tarihinde yazılan “Why Volunteers Are Your Museum’s Secret Weapon? – Gönüllüler neden müzenizin gizli silahı?” başlıklı yazı, kültür sektöründe gönüllülük kavramının önemini bir kez daha gösteriyor. Yazı; bir müzenin başarısını etkileyen birçok faktör olduğunu söylerken ‘tutkulu insanlar’ın bu noktada gizli kaldığının altını çiziyor.

2016 yılı rakamlarına göre ABD’de 400 binden fazla müze çalışanı var ve bu kişiler her yıl ABD ekonomisine dolaylı olarak 21 milyar dolar katkıda bulunuyor. Bu rakamın içinde yer almayan ‘gönüllüler’ ise müzelerin başarılı olmasında görünmez ve fakat önemli bir katkı sağlıyor. Amerika Müzeler Birliği (AAM) tarafından 2009 yılında yapılan bir araştırmaya göre Amerika’daki gönüllüler müzelere her hafta 1 milyon saatten fazla katkı sağlıyor. Carly Syms tarafından kaleme alınan yazı müzelerde çalışan gönüllülerin önemine dikkat çekerken müzelerin özellikle gönüllü yönetimine ve bu noktada geliştirdikleri insan kaynakları yönetimi politikalarına atıfta bulunuyor. Kurumların misyonları, hedefleri ve kaynaklarıyla paralel bir gönüllü politikaları olması gerektiğini söyleyen Syms; ABD, Kanada ve Birleşik Krallık gibi ülkelerdeki müze birliklerinin müzeler için gönüllü politikaları geliştirdiğini belirtiyor. Ülkemizde müzecilik alanında faaliyet gösteren ICOM, Türkiye Milli Komitesi’nin ve Müzecilik Meslek Kuruluşu Derneği’nin ise henüz gönüllülük alanında bir çalışması veya raporu ne yazık ki bulunmuyor. Syms bu noktada oluşturulacak politikalara dikkat çekiyor: “Bir politika yürürlüğe konduğunda, müzenizin gönüllü desteğinden yararlanacağı alanları tespit edebilir ve bu alanları destekleyen konumlar yaratabilirsiniz. Tıpkı ücretli bir çalışanın yaptığı gibi beklenti ve görevlerin net olmasını sağlamak için pozisyonda net hedefler ve roller belirtin; gönüllüleriniz bir etki yaratmak için çabalamaya bırakılmaz. Kurumunuzun çeşitli ihtiyaçları olduğu gibi çeşitli geçmiş ve tecrübelere sahip gönüllüleri seçmeye odaklanmak önemlidir. Müzeleri ziyaretçilere, çalışanlara ve gönüllülere göre çeşitlendirmek, sektördeki en önemli konulardan biridir. Gönüllüleri, yeteneklerine uyan rollere yerleştirmek ve onların tutku ve isteklerinin parlamasına izin verme özgürlüğünü sağlamak, gönüllü deneyimlerinin olumlu olmasını sağlar. Gönüllüler ziyaretçilerle olan etkileşimde müze elçisi olarak hareket ederken; hevesli ve tutkulu gönüllüler, ziyaretçilerin hatırlamaları muhtemel bir ortam yaratacaktır.” Syms’in dikkat çektiği bir diğer konu da ‘gönüllü eğitimi’: “Çoğu işveren çalışanlara yatırım yapmanın çok önemli olduğunu bilir ve aynı şey gönüllüler için de geçerlidir. Eğitim oturumları, gönüllü ekibiniz için hayati önem taşırken öğrenme fırsatlarının burada sona ermesi gerekmez.” Gönüllülere gereken eğitimi ve desteği vermek, onları ekibin bir parçası haline getirmek ve onlardan geri bildirim almak, bu açıdan çok önemli. Gönüllülere kredi vermek de bu noktada önemli bir diğer adımdır. Kanada Müzeler Birliği’nin Müze Gönüllülük Ödülü ve British Museum’un Marsh Trust Ödülü bu alanda verilen en önemli ödüller arasında gösterilebilir. MuseumHack’te 23 Haziran 2017 tarihinde Ashleigh Hibbins tarafından kaleme alınan “9 Ways To Supercharge Your Museum Volunteers – Müzenizin Gönüllülerini Geliştirmenin Dokuz Yolu” başlıklı makale bu noktada kültür sektöründe gönüllü politikası oluşturma ve yönetme için önemli bir kaynak. Makale özellikle kültür sektöründeki ‘emek sömürüsü’ ve ‘işgücü yönetimi’ konularına şu cümlelerle dikkat çekiyor: “Bu nokta gerçekten önemli. Müzelerde ücretli mesleklerin ücretsiz stajyer ve gönüllülerin yerini almasıyla ilgili endişe artıyor. Gönüllü rolleri hiçbir zaman ücretli emeğin yerini almamalıdır. Bunun yerine, bu rollerin müze personelinin çalışmalarını geliştirmek ve genişletmek için kullanılması gerekir. Personel sıkıntısını telafi etmek için hiçbir zaman gönüllülere güvenilmemelidir, bu herkese haksızlık olur.” Dünyanın farklı alanlarında faaliyet gösteren MoMA ve Tate gibi büyük müzeler özellikle gönüllü politikaları ve yönetimi konusunda da birçok program geliştiriyor. Ancak Türkiye bu konuda da ne yazık ki sınıfta kalıyor. Türkiye’deki hiçbir kültür kurumunun internet sitesinde gönüllülük ve gönüllü politikalarına dair bir bilgi bulmak mümkün değil. Hatta kamuyla paylaşılan bir insan kaynakları politikası sadece İKSV’nin internet sitesinde mevcut.

Kültür sektöründe bir süredir özellikle sosyal medyada eksik ve yanlış bilgilerle tartışılan, nitelikli bir araştırma, kapsamlı görüşler ve analizler olmadan kaleme alınan yazılarla girilen bu konuya, dünyadan örnekler, akademide kaleme alınmış önemli yayınlar, hem işveren hem gönüllü perspektifinden görüşlerle derinlemesine bir yaklaşım getirmeye çalıştım. Kültür sektörüne üniversite yıllarımda bir İKSV rehberi olarak adım atmış ve sonrasında sektördeki birçok kurum ve kişiyle çalışma şansı bulmuş biri olarak bu yıl 10. yılıma girdiğim bu sektörde ‘gönüllülük’ konusuyla ilgili daha verimli tartışmaların olmasını ümit ediyorum.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.