Kategori arşivi: yorum

Müzelerin perakendesi: Müze mağazacılığı

*Bu yazı Istanbul Art News Şubat, 2018 Sayı: 49 Piyasa eki için yazılmıştır.

Seyahatteyken gezilen şehrin özelliklerini temsil eden buzdolabı magneti, anahtarlık veya şehrin önemli kültürel sembollerinin heykelciklerini almak oldukça yaygındır. Şehri anımsatmaya yarayan bu küçük objelere, Fransızca hatıra anlamına gelen ‘souvenir’ adı verilir. Bu küçük objeler sayesinde tatil deneyimi somutlaşır; geziden kalan hatıralar o objelerle birlikte yaşamaya devam eder.

Müze ve ören yerlerindeki dükkanlar da benzer sebeplerle kişilerin gezi deneyimlerini somutlaştırabilmeleri açısından önemlidir. Peki bu dükkanlar, ziyaretçileri tatmin etmenin yanı sıra hangi amaçlara hizmet eder? Buna öncelikli olarak verilecek yanıt; müze mağazası müzenin operasyonel gelirlerine katkıda bulunurken ziyaretçilerin
kültür deneyimini arttırması olacaktır. Doğru konumlandırılmış bir mağaza, müze deneyiminin vazgeçilmez bir parçası haline gelebilir.

Müzelerin perakendesi: Müze mağazacılığı yazısının devamı

Performans sanatında yeni yaklaşımlar

*Bu yazı Istanbul Art News Ocak, 2018 Sayı: 48 Piyasa eki için yazılmıştır.

Performans sanatı alanında son yıllarda bir hareketlilik sözkonusu. Öyle ki, İstanbul’da neredeyse tüm müze ve galeriler performans sanatı sergilemenin peşinde. Bienal ve fuarların performans sanatına ayrılan özel bölümleri var, hatta bu yılın sonunda açılması beklenen Arter’in performans alanları olacağı söyleniyor. Henüz hiçbir müzemizin MoMA veya TATE gibi bir ‘performans sanatı’ ekibi veya programı olmasa da önümüzdeki yıllarda bunun gerçekleşeceğini söylemek mümkün.

Bugüne kadar daha çok sanatçılar ve eserlerle anılan performans sanatı, günümüzde değişik kuşaklardan ve disiplinlerden sanatçı, küratör, tasarımcı, yazar gibi farklı alanlarda çalışan insanları bir araya getirerek oluşturduğu yeni bakış açıları ve projelerle dikkat çekiyor. Geldiğimiz noktada bir performans sanatı ‘sektörü’nden bahsetmemizin mümkün olup olmadığını kesin olarak söyleyemeyiz, ancak bu alandaki hareketliliğin ardındaki nedenlere, ortaya çıkarılan işlerin etkisine ve bu sanatın geleceğine dair bir araştırma yapmanın gerekliliğinin altını çizebiliriz.

Performans sanatında yeni yaklaşımlar yazısının devamı

Kültür-sanat alanında yeni bir “destek” anlayışı

Kültür kurumlarının ve kültür-sanat etkinliklerinin desteklenmesi, kültürel üretimin ve farklı kitlelere erişimin en temel ihtiyaçlarından biri. Sponsorluk, bağış, hamilik, sadakat/üyelik programları gibi birçok sistem, bu desteklerin sürdürülebilir olması için hayata geçirilen mekanizmaların başında geliyor. Ancak bu noktada kaygan ekonomiler, daralan kültür-sanat ekosistemleri ve 21. yüzyılın ihtiyaçları, kültür kurumlarını destek mekanizmaları ararken ve bu destek mekanizmalarını sürdürülebilir kılmaya çalışırken yeni bir anlayış benimsemeye de teşvik ediyor.

Son yıllarda kültür sektöründe birçok yeni sponsorluk, sektöre yeni giren oyuncular ve ortaya çıkan farklı destek mekanizmaları var. Ancak bütün bunların yanında, nispeten uzun olarak nitelendirilebilecek destekler ve bu noktada bir sponsorluğun ötesinde değerlendirilmesi gereken iş birlikleri, kültür sektöründe sürdürülebilir destek mekanizmaları olarak ayrıca anılmayı hak ediyor. Zira bu modeller, kültür kurumlarının kendilerini destekleyen kurumlara sadece bir “sponsor” olarak değil, birlikte aynı amaç uğruna aynı yolda yürüdükleri, bir teşvik yaratmayı ve birlikte başarmayı hedefledikleri sistemler sunuyor. Bu sistemlerin oluşması için gereken en temel üç şey ise, bütün bu değerlerin kurum kültüründe yer alması, bu destek ile uzun vadeli bir değer yaratılacağına olan inanç ve tabii ki her iki kurumun da bu iş birliğinin sonucunda gerçekleşecek somut ve soyut faydaya olan güveni ve inancı.

Bu noktada kültür kurumlarını destekleyen kurumların günümüzde bu kurumları desteklerken bekledikleri fayda da birçok açıdan farklılık gösteriyor. Artık yan yana logoların yer aldığı, kurumsal sosyal sorumluluk veya itibar yönetimi için yapılan sponsorluk iletişimi yerine, sosyal faydaya ve uzun vadeli değer yaratımına odaklanan bir iletişim ve bunun kitleler ile buluşması ve kurumların yan yana durması önem kazanıyor. Altı çizilmesi gereken bir başka konu da bu desteğin sadece kuruma yapılan bir destek olmayıp, topluma, kültür üretimine ve nihayetinde bu üretilen içeriklerin kullanıcılarına verilen bir destek olduğu anlayışı giderek artıyor. Tabii bu noktada ortaya çıkan bir konu da, desteklerin ölçüm kriterlerinin ve mekanizmalarının değişimi. Günümüzde kurumun logosunun kaç mecrada ne kadar yer aldığı veya etkinliğin kaç kişiye ulaştığı giderek azalan bir başarı kriteri olurken, sosyal faydanın erişimi, uzun vadeli değer üretimi ve yaratıcı katma değer gibi kavramlar birer başarı kriteri olarak nitelendiriliyor.

Kültür sektöründe uzun soluklu ve birlikte iş yapmaya dayalı modeller bu sektörün gelişmesi, daha erişilebilir ve katılımcı olması, varlığını sürdürmesi için çok önemli. Bu nedenle kültür kurumları artık geleneksel sponsorluk anlayışlarından uzaklaşarak destek aldıkları kurumlarla birlikte iş yapmayı, üretmeyi ve büyümeyi hedefliyor. SALT, bu noktada birlikte uzun soluklu çalıştığı, uzun vadeli değer yaratımı ve ölçülebilir etkiyi hedeflediği kurumlarla ortak hedefler doğrultusunda ilerleyen bir anlayışı benimsiyor.

Kültür-sanat alanında yeni bir “destek” anlayışı yazısının devamı

Avrupa-Anadolu yakası arasında kültürel yolculuk

*Bu yazı Istanbul Art News Kasım, 2017 Sayı: 46 Piyasa eki için yazılmıştır.

Anadolu yakası, 2010’ların ortasından itibaren İstanbul’un kültür-sanat üretiminde önemli bir rol oynamaya başladı. Ancak bu sefer girişimler, bağımsız inisiyatifler ve kolektifler sahnede: Moda Sahnesi, Kadıköy Tiyatroları Platformu, Köşe, Olcay Art, halka sanat projesi, Circuit, Bant Mag. ve niceleri Anadolu yakasının lokomotifleri.

İstanbul’un 18 milyonu aşkın nüfusunun üçte biri Anadolu yakasında yaşıyor. Ancak bu üçte bir, hayatının büyük bir kısmını ya arabada ya toplu taşımada türlü türlü vesilelerle Avrupa yakasına seyahat ederken harcıyor. Eğitim, iş, sağlık, alışveriş gibi faaliyetlerin ve temel ihtiyaçların birçoğunu Anadolu yakasında gerçekleştirmek mümkün. Fakat konu kültür-sanat olunca, kamu-yerel yönetim-özel sektör üçlüsü Anadolu yakasına el atmakta çekingen davranıyor. Nüfusun üçte birlik kesimine sahip Anadolu yakası, tüm bunlara rağmen kültür-sanat tüketiminde ortalamadan daha yüksek. Fakat bu alana yapılan yatırım ne yazık ki beklentileri karşılamıyor. Anadolu yakası, kültür sektörü için hep bir ‘üvey evlat’ veya ‘istenmeyen çocuk’. Kamunun iyice yok saydığı kültür- sanat alanını özellikle son yıllarda Anadolu yakasındaki belediyelerin sahiplenmesi ise bu noktada bir tesadüf değil. Özellikle Kadıköy, Kartal, Üsküdar ve Ataşehir gibi, belediyelerin daha faal olduğu Anadolu yakası ilçelerinde özel sektörün, inisiyatiflerin ve sivil toplum kuruluşlarının da kültür-sanat üretimini artıran, kültür-sanata yeni alanlar açan ve modeller getiren yapılar kurması da bunun bir sonucu.

Avrupa-Anadolu yakası arasında kültürel yolculuk yazısının devamı

21. yüzyılda ayakta kalmanın yolları

*Bu yazı Istanbul Art News Aralık, 2017 Sayı: 47 Piyasa eki için yazılmıştır.

Küreselleşen dünyada, sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçiş sürecinde, hayal gücü, yaratıcılık, yenilikçi iş gücü ve iş birliğine duyulan ihtiyaç artıyor. Bunun sonucunda, içinde bulunduğumuz yüzyılın ihtiyaçlarına, geçmiş yılların metot ve organizasyon yapılarıyla cevap vermek neredeyse imkânsızlaşıyor.

“21. yüzyılın teknolojisi, 20. yüzyılın öğretmeni ve 19. yüzyılın örgütlenme modeliyle eğitim yapmaya çalışıyoruz.” Dünyanın saygın eğitim uzmanlarından Andreas Schleicher’in bu sözü, ilk duyduğum günden beri beni oldukça etkiliyor. Çünkü bu cümleyi başka birçok konu için farklı kelimelerle kurmak mümkün. Hatta şimdi ben de bu yazı ile tam olarak bunu yapmaya çalışacağım: “21. yüzyılın teknolojisi, 20. yüzyılın organizasyon yapıları ve 19. yüzyılın sanat pratikleriyle sanat yapmaya çalışıyoruz.”

21. yüzyılda ayakta kalmanın yolları yazısının devamı