Kategori arşivi: yorum

Festivaller ve bienaller her yerde!

*Bu yazı Istanbul Art News Mayıs, 2018 Sayı: 52 Piyasa eki için yazılmıştır.

Sayıları yurt sathında artan onlarca festival İstanbul’un kültür-sanat hegomanyasına meydan okuyor. Küçük kentlerde varlıklarını sürdürebilen, uluslararası kimlik kazanan bu festivallerin alışılmış formatın yerine bulunduğumuz zamanın koşullarına uygun farklı formatlar geliştirdikleri gözlemleniyor. Bu umut verici bir gelişme.

Dünyanın en büyük film festivallerinden biri ve reklam dünyasının en önemli festivali Fransa’nın 75 bin nüfuslu Cannes şehrinde. Dünyanın en önemli sahne sanatları festivallerinden biri ise Birleşik Krallık’ın başkenti Londra’da değil, Edinburgh’ta. Çağdaş sanat alanında en önemli etkinliklerden biri kabul edilen bienal ise yine İtalya’nın 265 bin nüfuslu Venedik şehrinde. Keza klasik müzik dünyasının kalbi Viyana’da değil, Salzburg’daki festivalde atıyor.

Festivaller ve bienaller her yerde! yazısının devamı

Reklamlar

Kültür sektöründe medya iletişimi: İki harften fazlası

*Bu yazı Istanbul Art News Nisan, 2018 Sayı: 51 Piyasa eki için yazılmıştır.

Türkiye’de kültür sektöründeki her alanda olduğu gibi medya iletişiminde de kapana kısılmış, aynı çemberin içinde dönen, ezbere işleri ve alışkanlıkları bozmak istemeyen bir durum söz konusu. Bununla ilgili ağıt yakmadan önce yine bu işin köküne inerek neden ve nasıllarına bakmak, durumu biraz daha geniş bir çerçeve içinden analiz etmek ve belki de buna çözüm önerileri getirmek gerek.

‘Kültür sektöründe medya iletişimi’ konusunu seçerken iki kere düşünmem gerekti. Hangi ‘sektör’ ve hangi ‘medya’ hakkında yazacaktım ki? Kamu nezdinde bir sektör olarak rüştünü ispat etmemiş ‘kültür-sanat’tan mı bahsetmeliyiz yoksa ben bu yazıyı yazmaya başladığımda ülkenin en büyük medya grubunun başka bir gruba satıldığı haberini aldığımız ve tutuklu gazeteciler konusunda dünyada birinciliği kimselere kaptırmayan ‘medya’dan mı?

Kültür sektöründe medya iletişimi: İki harften fazlası yazısının devamı

Kültür sektöründe ‘gönüllülük’ meselesi

*Bu yazı Istanbul Art News Mart, 2018 Sayı: 50 Piyasa eki için yazılmıştır.

Kültür sektöründe süregelen ‘gönüllülük’ tartışmasına alandan örnekler, akademiden ve sektörden uzman görüşleri, gönüllülerin düşünceleri ve dünyadan iyi çalışmalarla bakmak önemli. Zira bu konuyu tartışmak bizi kültür sektörünün en temel sorunlarından biri olan ‘insan kaynakları politikaları’ meselesine götürüyor.

Kültür sektöründe bir süredir ‘gönüllülük’ tartışması süregidiyor. Zaten yıllardır çeşitli mecralarda ve zamanlarda gündeme gelen bu konu en son 19-23 Aralık 2017 tarihleri arasında Galata Rum Okulu’nda düzenlenen BASE İstanbul ile yeniden alevlendi. BASE’in 2017 yılının Ekim ayında kültür.limited üzerinden yaptığı gönüllü çağrısı sosyal medyada adeta etkinliğin ve etkinliği düzenleyen ekibin topa tutulmasına neden oldu. 29 Aralık 2017’de Meltem Tüzün tarafından Ek Dergi’de kaleme alınan “Ne olacak bu gönüllülük meseleleri?” başlıklı yazıyı bu açıdan kaçırılmış bir şans olarak görüyorum. Zira konuyla ilgili kapsamlı araştırma ve karşılaştırma yapmadan, görüş almadan, işin farklı taraflarındaki kişilere soru sormadan yazılan yazıları, ne yazık ki doğru ve sağlıklı tartışma yaratamayacağı için sorunlu buluyorum. Bu yüzden konuyla ilgili kapsamlı bir araştırma, karşılaştırma ve görüşlerin yer aldığı bir yazının bu konuların tartışılması için bir başlangıç noktası olmasını umuyorum.

Kültür sektöründe ‘gönüllülük’ meselesi yazısının devamı

Özel sektör için arada kalmış bir konu: ‘Kültür-sanat’

*Bu yazı Istanbul Art News Şubat, 2018 Sayı: 49 Piyasa eki için yazılmıştır.

Kültür-sanat; özel sektör tarafından yeterli maddi ve manevi ilgiyi, desteği görmediği için mi nitelikli sosyal ve ekonomik fayda yaratamıyor yoksa yeterli sosyal ve ekonomik fayda yaratamadığı için mi nitelikli maddi ve manevi kaynağı alamıyor? Kısacası, tavuk mu yumurtadan çıkıyor, yumurta mı tavuktan?

“Kültür ve sanat, tek başına hep bir tamamlanmamışlık, birlikte kullanıldıkla- rında ise fazlalık ve aşırı vurgu hissi verir.” Esra Aysun’un “Sanat Yönetimi Üzerine Konuşmalar” başlıklı kitabının giriş metninde kullandığı bu cümle okuduğum günden beri içinde bulunduğum sektörü -izninizle bir sektör olduğunu özellikle vurgulamak isterim- en güzel ifade eden cümlelerden biri. Aysun’un aynı metinde kullandığı bir diğer cümle de, işbu yazının temellerin- deki kavramsal tartışmayı çok iyi özetliyor: “[Sanat yönetimi] doğru ifade edilse, doğru bağlamda kullanılsa bile globalizm ve neo- liberalizm sonucunda ‘korporistleşen’ yani ‘şirketleşen’ sanat alanına işletme kültürünü aşılayarak sanatı kötü emelleri için araçsallaştırdığı yargısı ile sevimsizleştirilir.”

Özel sektör için arada kalmış bir konu: ‘Kültür-sanat’ yazısının devamı

Müzelerin perakendesi: Müze mağazacılığı

*Bu yazı Istanbul Art News Şubat, 2018 Sayı: 49 Piyasa eki için yazılmıştır.

Seyahatteyken gezilen şehrin özelliklerini temsil eden buzdolabı magneti, anahtarlık veya şehrin önemli kültürel sembollerinin heykelciklerini almak oldukça yaygındır. Şehri anımsatmaya yarayan bu küçük objelere, Fransızca hatıra anlamına gelen ‘souvenir’ adı verilir. Bu küçük objeler sayesinde tatil deneyimi somutlaşır; geziden kalan hatıralar o objelerle birlikte yaşamaya devam eder.

Müze ve ören yerlerindeki dükkanlar da benzer sebeplerle kişilerin gezi deneyimlerini somutlaştırabilmeleri açısından önemlidir. Peki bu dükkanlar, ziyaretçileri tatmin etmenin yanı sıra hangi amaçlara hizmet eder? Buna öncelikli olarak verilecek yanıt; müze mağazası müzenin operasyonel gelirlerine katkıda bulunurken ziyaretçilerin
kültür deneyimini arttırması olacaktır. Doğru konumlandırılmış bir mağaza, müze deneyiminin vazgeçilmez bir parçası haline gelebilir.

Müzelerin perakendesi: Müze mağazacılığı yazısının devamı