Kategori arşivi: yorum

Kültür kurumlarında ‘kurum kültürü’

*Bu yazı Istanbul Art News Ekim, 2017 Sayı: 45 Piyasa eki için yazılmıştır.

Yuval Noah Harari’nin “Tanrılardan İnsanlara Sapiens” isimli kitabında, üye sayısı azami 150 kişi olmak üzere insanların gruplaşarak kendi mikro kültürlerini oluşturabileceklerinden bahsediliyor. Bu sınırın aşılması durumunda ise ortak bir kültürün benimsenmesi nispeten zorlaşıyor. Bu durumda azami kişi sınırı dahilindeki kurumların, kuruluşların ve örgütlerin mikro düzeyde topluluklar oldukları varsayılabilir. Kurumların devamlılığına katkı sağlama ortak paydasıyla bir araya gelen bu insan kümeleri ise, zaman içerisinde kendi ortak ‘kurum’ kültürlerini oluşturuyor.
Kurum kültürü, kurum tarafından benimsenen temel değerler veya örgüt üyelerince paylaşılan ve herkesin içinde hareket ettiği ortak anlayış ve temel inanç sistemi olarak tanımlanabilir.

Kurum kültürü, bir kurumun çalışanlarını ortak değerler ve ortak çalışma anlayışı çevresinde yakınlaştırıp bağlayıcı bir rol üstlenir. Bu informel kolektif sistem, genellikle dikey hiyerarşide üstlerden astlara doğru yayılır. Günümüz kurumsal şirketlerinde ise, kişi sayısının ve sirkülasyonun çokluğu aslında organik bir kültürün oluşumuna fazlaca imkan sağlamıyor; genellikle şirket tarafından belirlenen tutum çalışanlara benimsetiliyor.

Kültür kurumlarında ‘kurum kültürü’ yazısının devamı

Reklamlar

“Sezon açıldı!” Peki hâlâ bir sezon var mı?

*Bu yazı Istanbul Art News Ekim, 2017 Sayı: 45 Piyasa eki için yazılmıştır.

2017-2018 sezonu çağdaş sanat sahnesinde genç ve dinamik aktörlerin açılımları, yeni sanat rotalarını ve işbirliklerini gündeme getirirken, kültür-sanat sahnesinin köklü kurum ve etkinlikleri ise stratejik hatalarıyla akılda kalıyor.

‘Sezon’ kelimesi kültür-sanat ve spor gibi alanlarda belirli bir sürede veya dönemde gerçekleşen etkinlikleri anlatmak için kul- lanılır. Sıklıkla önüne ilgili yılı ekleyerek de ilgili sezonu anlatırız. Kültür-sanat alanında farklı disiplinlerin farklı sezon aralıkları var- dır. Örneğin, tiyatro sezonu genelde ekim- mayıs aylarında seyrederken, müzik sezonu kapalı performans merkezlerinde eylül ayında başlar, ancak açık hava festivalleri için sezon mayısta açılır. Söz konusu çağdaş sanat olunca sezon; şehre geri dönüş, okulların açılması, yazın sonu derken eylül ayına te- kabül eder. İşte yine bir eylül ayını geride bıraktık ve 2017-2018 sezonunu çağdaş sanat alanındaki bol olaylı bir dizi etkinlikle açtık.

Çağdaş sanat piyasasında sezon açıldı. Ne kadar masum bir cümle, beş kelime. Oysa ki işin arka yüzü hiç o kadar masum, hiç bu kadar basit ve düz değil. İki yıldır hazırlıkları süren bir bienal, 10 yıl sonra tarihini değiştiren ve geçtiğimiz yılın enkazını toparlamaya çalışan bir sanat fuarı, ardı ardına kapanan, taşınan ve giderek azalan galeriler, kültür- sanat sahnesine dört yıl sonra geri dönen bir kurum ve tüm bunlara direnen bir İstanbul çağdaş sanat piyasası. 2017-2018 sezonunun nasıl başladığına bir dizi açılış, bolca görüş ve biraz analiz ile bakıyoruz.

“Sezon açıldı!” Peki hâlâ bir sezon var mı? yazısının devamı

Kültür-sanat alanında destek ekosistemi

*Bu yazı Istanbul Art News Eylül, 2017 Sayı: 44 Piyasa eki için yazılmıştır.

Üretim, eğitim, proje geliştirme başta olmak üzere farklı alanlarda verilen; yarışma, fon, burs, ödül, destek, hibe gibi birçok farklı isimle anılan destek programları, sanatsal üretimin artmasını, bu alanda farklı projeler geliştirilmesini, farklı iş birlikleri kurulmasını tetikliyor.

Kültür sektöründe birçok farklı destek mekanizması var. Sanat kurumlarının ve kültür-sanat etkinliklerinin desteklenmesi bu mekanizmaların başında geliyor. Bağış, sponsorluk, hamilik, sadakat/üyelik programları gibi birçok sistem bu desteklerin sürdürülebilir olması için hayata geçiriliyor. Ancak bir de tüm bu ekosistem içinde daha az gözüken, ancak büyük önem taşıyan bir başka destek ihtiyacı var; o da sanatsal üre- tim desteği. Bu destek, ekosistemde ‘hibe’, ‘fon’, ‘burs’, ‘ödül’, ‘yarışma’ ve ‘rezidans’ gibi kavramlarla kendine yer buluyor.

Kültür-sanat alanında destek ekosistemi yazısının devamı

Kültür-Sanatta Katılımcı Yaklaşımlar’ı birlikte tasarladık

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) kültür politikaları çalışmaları kapsamında Şubat 2017’de yayımladığı “Kültür-Sanatta Katılımcı Yaklaşımlar” başlıklı rapor, Türkiye’de kültür-sanat hayatına katılma ve katılmama nedenlerinden yola çıkarak alanın “kullanıcılarının” kimler olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Istanbul Art News Mart 2017 Piyasa eki için kaleme aldığım “Kültür-Sanatta Katılımcı Yaklaşımlar: Herkes İçin Kültür” başlıklı yazıda raporu ve “katılımcı yaklaşım” ifadesini her yönüyle ele almaya çalışmıştım. Bu yaklaşımın sürdürülebilir olması ve başka disiplinler ve aktörler ile desteklenmesinin önemini belirtmiştim. Yazının sonunda ise rapordan yola çıkarak bir panel ve atölye çalışması yapılması gerektiğini şu cümlelerle ifade etmiştim: “Fakat bu rapordan yola çıkarak başlatılması gereken bir tartışma ve bu tartışmadan yola çıkarak hazırlanması gereken bir aksiyon planı var. Alanın tüm aktörlerinin içinde yer aldığı bir panel ve atölye çalışması düzenlemek; bu atölyeden çıkanlar üzerinden büyük resmi görerek bir aksiyon planı hazırlamak da yine İKSV’nin elinde.

Bu yazının hemen ardından niyetim ATÖLYE ev sahipliğinde gerçekleşen iki etkinlik ile gerçekleşti. 13 Nisan Perşembe günü İstanbul Bilgi Üniversitesi Kültür Yönetimi yüksek lisans programı Perşembe Konuşmaları kapsamında raporu İKSV Kültür Politikaları Çalışmaları ekibi ile birlikte yayıma hazırlayan Dr. Ayça İnce’nin moderatörlüğünde gerçekleşen “Bir Süreç Tasarımı Olarak Kültüre Katılım” başlıklı panelde, kültür sektörünün farklı oyuncuları kültüre katılım konusunu ele aldı. Ardından 25-26 Mayıs Perşembe-Cuma günleri İKSV ve ATÖLYE işbirliğiyle, ATÖLYE yürütücülüğünde gerçekleşen “Kültür-Sanatta Katılımcı Yaklaşımları Birlikte Tasarlamak” başlıklı bir çalışma düzenlendi. Çalışmanın sonunda, İKSV Kültür Politikaları Araştırma Asistanı Fazilet Mıstıkoğlu tarafından bir değerlendirme notu kaleme alındı.

Kültür-Sanatta Katılımcı Yaklaşımlar’ı birlikte tasarladık yazısının devamı

Sanatçıların mirası ne kadar korunuyor?

*Bu yazı Istanbul Art News Mayıs, 2017 Sayı: 42 Piyasa eki için yazılmıştır.

‘Değeri öldükten sonra anlaşıldı’ söylemi birçok sanatçı için kullanılır. Peki, bu söylem ‘öldükten sonra değeri azaldı’ durumuna dönüşebilir mi?

Konuya ilk etapta yasal açıdan yaklaşalım. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamına gi-
ren eserlerin sahipleri ve kanuni mirasçıları, eserler üzerinde mutlak söz hakkına sahip oluyor. Kanunen ‘ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanat veya sinema eserleri sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulü’, eser olarak kabul ediliyor. Dolayısıyla bir ressamın ölümü ardından, üretimleri ve fikri mülkiyeti bu bağlamda yasal mirasçılarına devrediliyor.

Peki, yasal mirasçıların kararları bir sanat çının fikri mülkiyetini zenginleştirebilir veya tehlikeye sokabilir mi?

Sanatçıların mirası ne kadar korunuyor? yazısının devamı