Kategori arşivi: yorum

Kültür-sanat alanında yeni bir “destek” anlayışı

Kültür kurumlarının ve kültür-sanat etkinliklerinin desteklenmesi, kültürel üretimin ve farklı kitlelere erişimin en temel ihtiyaçlarından biri. Sponsorluk, bağış, hamilik, sadakat/üyelik programları gibi birçok sistem, bu desteklerin sürdürülebilir olması için hayata geçirilen mekanizmaların başında geliyor. Ancak bu noktada kaygan ekonomiler, daralan kültür-sanat ekosistemleri ve 21. yüzyılın ihtiyaçları, kültür kurumlarını destek mekanizmaları ararken ve bu destek mekanizmalarını sürdürülebilir kılmaya çalışırken yeni bir anlayış benimsemeye de teşvik ediyor.

Son yıllarda kültür sektöründe birçok yeni sponsorluk, sektöre yeni giren oyuncular ve ortaya çıkan farklı destek mekanizmaları var. Ancak bütün bunların yanında, nispeten uzun olarak nitelendirilebilecek destekler ve bu noktada bir sponsorluğun ötesinde değerlendirilmesi gereken iş birlikleri, kültür sektöründe sürdürülebilir destek mekanizmaları olarak ayrıca anılmayı hak ediyor. Zira bu modeller, kültür kurumlarının kendilerini destekleyen kurumlara sadece bir “sponsor” olarak değil, birlikte aynı amaç uğruna aynı yolda yürüdükleri, bir teşvik yaratmayı ve birlikte başarmayı hedefledikleri sistemler sunuyor. Bu sistemlerin oluşması için gereken en temel üç şey ise, bütün bu değerlerin kurum kültüründe yer alması, bu destek ile uzun vadeli bir değer yaratılacağına olan inanç ve tabii ki her iki kurumun da bu iş birliğinin sonucunda gerçekleşecek somut ve soyut faydaya olan güveni ve inancı.

Bu noktada kültür kurumlarını destekleyen kurumların günümüzde bu kurumları desteklerken bekledikleri fayda da birçok açıdan farklılık gösteriyor. Artık yan yana logoların yer aldığı, kurumsal sosyal sorumluluk veya itibar yönetimi için yapılan sponsorluk iletişimi yerine, sosyal faydaya ve uzun vadeli değer yaratımına odaklanan bir iletişim ve bunun kitleler ile buluşması ve kurumların yan yana durması önem kazanıyor. Altı çizilmesi gereken bir başka konu da bu desteğin sadece kuruma yapılan bir destek olmayıp, topluma, kültür üretimine ve nihayetinde bu üretilen içeriklerin kullanıcılarına verilen bir destek olduğu anlayışı giderek artıyor. Tabii bu noktada ortaya çıkan bir konu da, desteklerin ölçüm kriterlerinin ve mekanizmalarının değişimi. Günümüzde kurumun logosunun kaç mecrada ne kadar yer aldığı veya etkinliğin kaç kişiye ulaştığı giderek azalan bir başarı kriteri olurken, sosyal faydanın erişimi, uzun vadeli değer üretimi ve yaratıcı katma değer gibi kavramlar birer başarı kriteri olarak nitelendiriliyor.

Kültür sektöründe uzun soluklu ve birlikte iş yapmaya dayalı modeller bu sektörün gelişmesi, daha erişilebilir ve katılımcı olması, varlığını sürdürmesi için çok önemli. Bu nedenle kültür kurumları artık geleneksel sponsorluk anlayışlarından uzaklaşarak destek aldıkları kurumlarla birlikte iş yapmayı, üretmeyi ve büyümeyi hedefliyor. SALT, bu noktada birlikte uzun soluklu çalıştığı, uzun vadeli değer yaratımı ve ölçülebilir etkiyi hedeflediği kurumlarla ortak hedefler doğrultusunda ilerleyen bir anlayışı benimsiyor.

Kültür-sanat alanında yeni bir “destek” anlayışı yazısının devamı

Reklamlar

Avrupa-Anadolu yakası arasında kültürel yolculuk

*Bu yazı Istanbul Art News Kasım, 2017 Sayı: 46 Piyasa eki için yazılmıştır.

Anadolu yakası, 2010’ların ortasından itibaren İstanbul’un kültür-sanat üretiminde önemli bir rol oynamaya başladı. Ancak bu sefer girişimler, bağımsız inisiyatifler ve kolektifler sahnede: Moda Sahnesi, Kadıköy Tiyatroları Platformu, Köşe, Olcay Art, halka sanat projesi, Circuit, Bant Mag. ve niceleri Anadolu yakasının lokomotifleri.

İstanbul’un 18 milyonu aşkın nüfusunun üçte biri Anadolu yakasında yaşıyor. Ancak bu üçte bir, hayatının büyük bir kısmını ya arabada ya toplu taşımada türlü türlü vesilelerle Avrupa yakasına seyahat ederken harcıyor. Eğitim, iş, sağlık, alışveriş gibi faaliyetlerin ve temel ihtiyaçların birçoğunu Anadolu yakasında gerçekleştirmek mümkün. Fakat konu kültür-sanat olunca, kamu-yerel yönetim-özel sektör üçlüsü Anadolu yakasına el atmakta çekingen davranıyor. Nüfusun üçte birlik kesimine sahip Anadolu yakası, tüm bunlara rağmen kültür-sanat tüketiminde ortalamadan daha yüksek. Fakat bu alana yapılan yatırım ne yazık ki beklentileri karşılamıyor. Anadolu yakası, kültür sektörü için hep bir ‘üvey evlat’ veya ‘istenmeyen çocuk’. Kamunun iyice yok saydığı kültür- sanat alanını özellikle son yıllarda Anadolu yakasındaki belediyelerin sahiplenmesi ise bu noktada bir tesadüf değil. Özellikle Kadıköy, Kartal, Üsküdar ve Ataşehir gibi, belediyelerin daha faal olduğu Anadolu yakası ilçelerinde özel sektörün, inisiyatiflerin ve sivil toplum kuruluşlarının da kültür-sanat üretimini artıran, kültür-sanata yeni alanlar açan ve modeller getiren yapılar kurması da bunun bir sonucu.

Avrupa-Anadolu yakası arasında kültürel yolculuk yazısının devamı

21. yüzyılda ayakta kalmanın yolları

*Bu yazı Istanbul Art News Aralık, 2017 Sayı: 47 Piyasa eki için yazılmıştır.

Küreselleşen dünyada, sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçiş sürecinde, hayal gücü, yaratıcılık, yenilikçi iş gücü ve iş birliğine duyulan ihtiyaç artıyor. Bunun sonucunda, içinde bulunduğumuz yüzyılın ihtiyaçlarına, geçmiş yılların metot ve organizasyon yapılarıyla cevap vermek neredeyse imkânsızlaşıyor.

“21. yüzyılın teknolojisi, 20. yüzyılın öğretmeni ve 19. yüzyılın örgütlenme modeliyle eğitim yapmaya çalışıyoruz.” Dünyanın saygın eğitim uzmanlarından Andreas Schleicher’in bu sözü, ilk duyduğum günden beri beni oldukça etkiliyor. Çünkü bu cümleyi başka birçok konu için farklı kelimelerle kurmak mümkün. Hatta şimdi ben de bu yazı ile tam olarak bunu yapmaya çalışacağım: “21. yüzyılın teknolojisi, 20. yüzyılın organizasyon yapıları ve 19. yüzyılın sanat pratikleriyle sanat yapmaya çalışıyoruz.”

21. yüzyılda ayakta kalmanın yolları yazısının devamı

Kültür kurumlarında ‘kurum kültürü’

*Bu yazı Istanbul Art News Ekim, 2017 Sayı: 45 Piyasa eki için yazılmıştır.

Yuval Noah Harari’nin “Tanrılardan İnsanlara Sapiens” isimli kitabında, üye sayısı azami 150 kişi olmak üzere insanların gruplaşarak kendi mikro kültürlerini oluşturabileceklerinden bahsediliyor. Bu sınırın aşılması durumunda ise ortak bir kültürün benimsenmesi nispeten zorlaşıyor. Bu durumda azami kişi sınırı dahilindeki kurumların, kuruluşların ve örgütlerin mikro düzeyde topluluklar oldukları varsayılabilir. Kurumların devamlılığına katkı sağlama ortak paydasıyla bir araya gelen bu insan kümeleri ise, zaman içerisinde kendi ortak ‘kurum’ kültürlerini oluşturuyor.
Kurum kültürü, kurum tarafından benimsenen temel değerler veya örgüt üyelerince paylaşılan ve herkesin içinde hareket ettiği ortak anlayış ve temel inanç sistemi olarak tanımlanabilir.

Kurum kültürü, bir kurumun çalışanlarını ortak değerler ve ortak çalışma anlayışı çevresinde yakınlaştırıp bağlayıcı bir rol üstlenir. Bu informel kolektif sistem, genellikle dikey hiyerarşide üstlerden astlara doğru yayılır. Günümüz kurumsal şirketlerinde ise, kişi sayısının ve sirkülasyonun çokluğu aslında organik bir kültürün oluşumuna fazlaca imkan sağlamıyor; genellikle şirket tarafından belirlenen tutum çalışanlara benimsetiliyor.

Kültür kurumlarında ‘kurum kültürü’ yazısının devamı

“Sezon açıldı!” Peki hâlâ bir sezon var mı?

*Bu yazı Istanbul Art News Ekim, 2017 Sayı: 45 Piyasa eki için yazılmıştır.

2017-2018 sezonu çağdaş sanat sahnesinde genç ve dinamik aktörlerin açılımları, yeni sanat rotalarını ve işbirliklerini gündeme getirirken, kültür-sanat sahnesinin köklü kurum ve etkinlikleri ise stratejik hatalarıyla akılda kalıyor.

‘Sezon’ kelimesi kültür-sanat ve spor gibi alanlarda belirli bir sürede veya dönemde gerçekleşen etkinlikleri anlatmak için kul- lanılır. Sıklıkla önüne ilgili yılı ekleyerek de ilgili sezonu anlatırız. Kültür-sanat alanında farklı disiplinlerin farklı sezon aralıkları var- dır. Örneğin, tiyatro sezonu genelde ekim- mayıs aylarında seyrederken, müzik sezonu kapalı performans merkezlerinde eylül ayında başlar, ancak açık hava festivalleri için sezon mayısta açılır. Söz konusu çağdaş sanat olunca sezon; şehre geri dönüş, okulların açılması, yazın sonu derken eylül ayına te- kabül eder. İşte yine bir eylül ayını geride bıraktık ve 2017-2018 sezonunu çağdaş sanat alanındaki bol olaylı bir dizi etkinlikle açtık.

Çağdaş sanat piyasasında sezon açıldı. Ne kadar masum bir cümle, beş kelime. Oysa ki işin arka yüzü hiç o kadar masum, hiç bu kadar basit ve düz değil. İki yıldır hazırlıkları süren bir bienal, 10 yıl sonra tarihini değiştiren ve geçtiğimiz yılın enkazını toparlamaya çalışan bir sanat fuarı, ardı ardına kapanan, taşınan ve giderek azalan galeriler, kültür- sanat sahnesine dört yıl sonra geri dönen bir kurum ve tüm bunlara direnen bir İstanbul çağdaş sanat piyasası. 2017-2018 sezonunun nasıl başladığına bir dizi açılış, bolca görüş ve biraz analiz ile bakıyoruz.

“Sezon açıldı!” Peki hâlâ bir sezon var mı? yazısının devamı